GazeteBalkan

FETÖ: Yöntemleri, Şeması ve Soruşturma Süreci

FETÖ: Yöntemleri, Şeması ve Soruşturma Süreci
10 Ekim 2016 - 10:00 'de eklendi ve 602 kez görüntülendi.

HABER -ANALİZ / M. Bahadırhan Dinçaslan

FETÖ’nün örgütlenme ve faaliyet yöntemlerinin halk ve karar alıcılar için iyi anlaşılması, hayati bir önem arz ediyor.

Fethullah Gülen Terör Örgütü’nün organizasyonel yapısı ve amaçları, özellike 17-25 Aralık operasyonlarından sonra sıkça konuşulur hale gelmişti. Fakat 15 Temmuz’daki darbe girişiminden sonra görüldü ki, mevzubahis terör örgütü en sert eleştirileri yöneltenlerin bile tahmin etmediği bir derin operasyonun yöneticisi ve aklı olarak hareket etmiş, orduyu, yargıyı kripto yapılarla işgal etmeye kalkmış, bürokrasinin çeşitli kademeleri ile eğitim dünyası ve sosyal hayatın birçok alanına yayılmıştı.

Bu kadar çok katmanlı bir örgütün deşifre ve def edilmesi elbette uzun bir zaman alacak zorlu bir süreç olacaktır. Bu denklemde Fethullah Gülen, aslında örgüt zihninin tek temsilcisi değil: İç içe geçmiş birçok yapı, örgüte hizmet ediyor; çıkar ittifakları, örgütün temel amaçlarıyla eklemlenip, Atatürk’ün “şahsi menfaatleri düşmanın emelleriyle birleştirmek” öngörüsünü gerçekleştirerek, örgütün dallı budaklı ve sinsi bir yapıya bürünmesine neden oluyor.

Üstelik, örgüt dini duyguları kullanarak faaliyet gösteriyor ve özellikle “has” üyelerinin çoğunda, Hasan Sabbah fedailerine dair efsaneleri çağrıştıran bir körlemesine imanı görüyoruz. Fethullah Gülen’in örgütün “has üyeleri” tarafından Mehdi olarak görüldüğünü biliyoruz. Şüphesiz bunun yarattığı birtakım sorunlar da var: FETÖ itirafçılarının gerçek amaçlarından asla emin olamıyoruz. Acaba itiraflarıyla bile örgüte destek veriyor olabilirler mi? Yahut, FETÖ ihbarları, hedef şaşırtarak soruşturmaya gölge düşürmeyi ya da gerçek FETÖ mensuplarını gizlemeyi amaçlıyor olabilir mi?

Böyle bir puslu ortamda, örgütün işleyiş mekanizmasının halkın ve karar alıcıların zihninde berrak bir şekilde resme dönüşmesi, soruşturmaların selameti ve yurtdışına bu terör örgütünü sağlıklı anlatabilmek için önemlidir. Bu amaçla örgütün üyelerini gruplara bölmek doğru bir ilk adım olabilir.

Üye Grupları

  1. Sempatizanlar

Bu grup, örgütün dini söyleminin etkisiyle, örgüte hizmet ederek sevap kazandığını düşünen insanlardan oluşuyor. Bu insanların örgüte hizmetini sağlayan motivasyon kaynaklarından bir diğeri de, vaat edilen çıkar. Çocuğunu işe yerleştirmek, ucuz eğitim-konaklama imkanları, ihalelerde sağlanan kolaylıklar gibi açıkça dillendirilmeyen ama ima edilen avantajlar, dini vaatlerle de birleşince, örgüt kolayca geniş kitleleri havzasına toplamayı başarabiliyor.

Sempatizan kitlesi, özellikle 15-25 Aralık sürecinden sonra, örgüte ilk sırt çeviren en kalabalık kitleleri de içeriyor. Bu grupla örgüt arasındaki ilişki genelde karşılıklı çıkara dayandığından, çıkar çarkı bozulduğu zaman sempatizanların örgütle ilişkiyi devam ettirmek için pek bir nedeni kalmıyor.

  1. Alt seviye üyeler

Alt seviyedeki üyeler, sempatizan kitleleri için sevk ve idare amaçlı, küçük kanaat önderleri olarak kullanılan yerel figürler. Bunlar daha üst yapılardan emir alıyorlar ancak üst yapıların nasıl işlediğinden emin değiller. Kendilerine anlatıldığı kadar işleyişi biliyor, görevleri ve sorumluluk alanları dahilinde sempatizanlar arasından daha yüksek seviyelere insan devşirme işiyle ilgileniyorlar.

  1. İnançlı müridler

Bu gruptaki üyeler, Fethullah Gülen’in Mehdi yahut eşdeğeri bir dini figür olduğuna, keramet gösterdiğine, onun “kutsal” amacı için yapılacak her türlü fedakarlığın kutsal olduğuna kesinlikle inanan, bu uğurda takiyye yapmaktan, maske takınmaktan kaçınmayan insanlar. Orta düzeyli yönetici ve sorumlular bunlardan seçiliyor ancak inançlarını sarsacak hiçbir bilgi bunlarla paylaşılmıyor.

  1. Stratejik Kadro

Stratejik kadro, örgütün üst aklını temsil ediyor. Bu kadronun mensupları için inanç ikinci planda; Fethullah Gülen’in sözde kehanetlerine dair söylentiler, ikna edici anlatıyor bu kadronun ürünü. Örgütün sürekli üye kazanabilmesi ve mevcut üyelerin devamlılığı için inançlı müridler vasıtasıyla yayılan her türlü menkıbe, söylem ve stratejik hamle direktifleri bu kadrodan geliyor.

  1. Müttefikler

Bu gruptakiler, Fethullah Gülen’e bir inanç ve aidiyet hissetmiyorlar. Ancak hizmet yahut temsil ettikleri yapıların çıkarlarının Gülen örgütü ile paralel düşmesi nedeniyle, Stratejik Kadro ile işbirliği yapıyorlar. Örgütün “cemaat” olarak anıldığı zamanlarda, klasik tarikat-cemaat yapılanmalarından farklı olarak sol, liberal, merkez yahut milliyetçi kesimlerden kimi isimlerin sempati açıklamalarıyla bir imaj yönetimine gittiği malum. Müttefikler, farklı kesimlerin, sosyo-ekonomik sınıfların örgütün faaliyetine açılabilmesi için Truva atı işlevi üstleniyorlar.

SPIN Şebeke

Gülen örgütünü en iyi açıklayan modellemelerden birisi, şüphesiz SPIN şebeke modeli. Bu modelde S, “segmented” anlamına geliyor: Parçalı, bölümlü. Bu örgütlenmeler, klasik bir kara kuvvetleri ordusundan şemasından çok, özel kuvvetler şemasına benzerler: Tepeye direkt bağlı, ancak hücreleşmiş, birbiriyle etkileşimi ya olmayan, ya çok az olan üniteler. Bilindiği üzere, özel kuvvetler direkt olarak Genelkurmay’a bağlıdır. P ise, “polycentric”, yani çok merkezli. Bu merkez, yoğunluğun noktaları olarak da okunabilir; hala bir tepe yönetim vardır, ancak farklı işlevler edinmiş alt kanaat önderleri ve topluluklar alt seviye merkez kümeleri meydana getirirler. Bir öncekini askeri terminoloji ile anlatmıştık, bunu da ekonomi ile anlatalım: Türkiye ekonomisinin neredeyse tamamı İstanbul’a bağlıdır. İstanbul’da deprem olursa Türkiye yok olur. Fakat Amerikan ekonomisi görece daha çok merkezlidir, farklı sanayi bölgeleri, üretim bölgeleri, borsa ve finans bölgeleri vardır. Bu Amerikan ekonomisinin desentralize (adem-i merkeziyet, merkezin yokluğu) olmasına değil, aksine çok daha verimli hale gelip bütüne katkısının artmasına neden olur. IN harfleri ise, “integrated” anlamına geliyor: bütünleşmiş. İşin sırrı buradadır, bir anlatı, inanç ve hiyerarşi ile, bütün bu dağınık gibi görünen yapı, bütünleşik hale gelir.

S ve P, kolay. Yapısal tercihlerden ibaret. Fakat IN kısmı daha önemli. Bu entegrasyon nasıl sağlanır? Evvela bir ortak tehdit algısı gerekiyor. Düşmanın aynı olduğunu düşünen bu kadar dağınık ve ilişkisiz görünen bir yapı, ortak refleksler geliştirebilir. Sonra, ortak ideoloji ve inanç. Fakat burada, düşünerek aydınlanmış insanlardan çok, ortak sloganlar ve değerler, yani mitoslar etrafında birleşmiş insanlar gerekiyor. Yani topluluğun bilinçaltının bütünleşmiş olması, üst bilinçlerin ortaklaşmış olmasından daha önemli. Bu sayede, kasti biçimde asla düzenleyemeyeceğiniz kadar homojen ve verimli tepkiler veren bir topluluk elde edebilirsiniz.

Fakat bu ortak semboller kolay yaratılamaz, yıllar süren bir evrimin ardından ortaya çıkarlar. İstihbarat servislerinin ve siyasilerin sürekli dine başvurması bu sebepten: Din, yaygınlaşmış ortak semboller içeriyor. Yeni semboller yaratmak çok zor, var olanları sömürüp kullanmak daha kolay. Üstelik din, öbür dünyaya da erişen bir anlatı ve semboller dizgesi içeriyor, dolayısıyla intihar bombacısı lazımsa onu yaratmak, meclis bombalanacaksa onu bombalatmak daha kolay.

SPIN Şebeke örgütlenmelerine dair RAND Cooperation’un bir “rehber”inin olması kayda değer.

Uluslararası Konumlandırma

Türkiye’deki faaliyetlerinin yanında FETÖ, uluslararası planda kendisini “modern, sevgi dolu, insancıl bir islam anlayışının öncüsü” olarak konumlandırıyor ve bu sayede sempati topluyor. IŞİD, El Kaide gibi örgütlerin temsil ettiği “Müslüman tipi”nin, son zamanlarda Avrupa ülkelerinde gerçekleşen terör saldırılarından sonra iyiden iyiye bir nefret objesine dönüştüğü bir gerçek. Bunun karşısında Müslümanlar daha “güzel” imajlı bir temsil arıyorlar ve örgüt bu arayışı sömürüyor.

Ayrıca örgüt, sürekli yurtdışında eğitim alan, çeşitli ülkelerin gerçeklerine hakim insanlar yetiştirip bu ülkelerde istihdam ederek stratejik uzantılar kazanıyor. Türkiye’yi ele geçirmeye çalıştığı günlerde bu yapıların devletin yabancı misyonlarına “destek” kisvesiyle çıkar elde ettikleri ve nüfuz kazandıkları bir gerçek.

Örgütün Batı dışındaki konumlandırması ise daha çok, Türkiye’de olduğu gibi, eğitim dünyasına dayanıyor. Afrika’da ve Türk Cumhuriyetleri’nde yetersiz eğitim altyapısı nedeniyle, görece iyi eğitim veren ve yurtdışı kariyer olanakları sunan örgüt okulları, bölgesel yönetimler ve halkın desteğini kazanıyordu. Üstelik bu faaliyetlerin mevzubahis ülkelerdeki kazanımlarının yanında örgüt, Türkiye’de “dünyaya Türkçe öğretiyoruz” diyerek PR faaliyetleri yürütüyordu.

Soruşturma Sürecine Yönelik Tehditler & Öneriler

FETÖ’nün kalkıştığı darbe, akut taraflarının yanında, kronik bir tehdide de işaret ediyor: Yeni paralel yapıların doğma olasılığı. Hem diğer cemaat ve tarikatler, hem de çeşitli politik gruplar, yeni paraleller olma heveslerinin işaretlerini veriyor.

İnançlı müridler grubunun itirafları ise şüpheyle karşılanmalı. Zira bu insanlar meclise saldıracak, köprüde halka ateş açma emri verecek kadar gözü kara “kesin inançlı”lar. İtiraflarının yine örgüt çıkarlarına hizmet ediyor olabilme ihtimali çok yüksek.

Stratejik kadro ve müttefikler grubu ise, örgütün kripto üyelerinin deşifre edilmesi ve faaliyetlerinin bitirilmesi için asıl hedef olmalı.

Örgütün en geniş kitlesi, sempatizanlar grubu. Bu grubun örgüte sempatisinin arkasında dini söylemler olduğu kadar, çıkar arayışı da var. Dershaneler ve örgüt holdingleri gibi çıkar çarklarının merkezleri yok edildiğinde, sempatizanlar örgütten uzaklaşıyor. Fakat bu tür yapılara operasyon düzenlenirken, hukukun üstünlüğü vurgulanmalı ve yabancı sermayeyi tedirgin edecek söylemlerden kaçınılmalı. Zira örgüt mensupları Türkiye’de özel mülkün tehlikeye girdiğine dair neşriyat ve lobi yapıyorlar.

Bir diğer husus, “modern İslam temsili”. Örgütün en önemli prestij kaynaklarından biri bu. Bu maskenin yırtılması için, örgüt faaliyetlerine dair İngilizce bilgilendirme çalışmaları profesyonelce yapılmalı ve örgütün insanları canlı bomba yapan radikal İslamcı yapılardan farkı olmadığı anlatılmalı. Ayrıca, Türklerin insancıl İslam anlayışının en güzel temsilcileri olan Yunus Emre, Pir Sultan gibi karakterlerin, uluslararası kamuoyunda daha çok bilinir hale getirilip, halihazırda bin yılı aşkın süredir İslam dünyasının birçok alanda yüz akı olmuş Türkiye’nin örgüte ihtiyacı olmadığı gösterilmeli. Felsefi anlamda, çağdaşı ve muadili birçok diğer din mensubu kanaat önderinden çok daha barışçıl ve insancıl bir islam anlayışını savunan Yunus Emre’nin ve Türk Milleti’nin ruhuna işlemiş geleneğinin yanında Türkiye, yapısal anlamda ilk defa kadınlara oy hakkı vermiş, kalıcı bir cumhuriyet tesis etmiş, laik yönetimi benimsemiş bir ülke olarak kendi gerçekliğini daha etkili ve yaygın anlatarak, örgütlerin bu boşluktan faydalanmasını engellemeli. (QHA)

 

SON DAKİKA HABERLERİ
Reklam
İLGİLİ HABERLER