GazeteBalkan

Afganistan, Ortadoğu ve Yoksullar Yeni Canavarını Beklerken

Afganistan, Ortadoğu ve Yoksullar Yeni Canavarını Beklerken
12 Ekim 2016 - 10:15 'de eklendi ve 636 kez görüntülendi.

Amerikan seçimleri:

Seçim sistemi ve adayların son durumu

 Amerikan seçim sisteminin kendine has yapısı, Türk kamuoyunun süreci takip etmesini zorlaştırıyor. Amerika’da öğrenim gören Türk akademisyen Kemal Cem Söylemez, seçim sistemini ve adayların son durumunu QHA için analiz etti.

 

WASHINGTON-Amerikan Başkanlık Sistemi ve seçimleri, Türkiye kamuoyunun yabancı olduğu bir sistemle işliyor. Bu yüzden Trump ve Hillary çekişmesinin dinamiklerini kavramak zorlaşıyor.

Basitçe açıklamak gerekirse, Amerika Birleşik Devletleri’nin kendine özgü seçim yapısı seçim kampanyalarının nasıl yürütüleceğini dikte ediyor. Türkiye, Rusya ve pek çok Avrupa ülkesinin aksine, Amerikan vatandaşları başkanı doğrudan seçmez. Vatandaşlar ABD Başkanı’nı ve Başkan Yardımcısı’nı seçecek olan 538 üyeli Seçiciler Kurulu’na giden temsilcileri seçer. Her eyalet ve eyalet statüsünde olmayan başkent Washington DC; ABD Kongresi’ne gönderdiği toplam senatör ve temsilci sayısı kadar seçici gönderir. Örnek vermek gerekirse, Florida eyaleti her eyalet gibi 2 senatöre sahiptir ve Temsilciler Meclisi’nde de nüfusu oranınca 27 temsilci göndermektedir. Kongreye toplamda 29 üye gönderen Florida, başkanı seçen Seçiciler Kurulu’na 29 seçici gönderir. 538 üyenin yarı çoğunluğunu kazanan yani 270 seçiciyi bulan başkan olur.

Nebraska ve Maine hariç bütün eyaletlerde kazanan hepsini alır sistemi olduğu için, partiler kısıtlı kaynaklarını “savaş alanı” olarak adlandırılan eyaletlere yoğunlaştırır. Yine bir örnek vermek gerekirse, 1980’den bu yana istisnasız biçimde Cumhuriyetçilerin kazandığı ve 2012’de Mitt Romney’nin Barack Obama’yı 16 puan farkla yendiği Texas’a Cumhuriyetçiler “nasılsa kazanacağız” diye, Demokratlar da “nasılsa kaybedeceğiz” diye çok fazla kaynak harcamazlar. Yine tam olarak bu sebepten, kişi sayısınca daha fazla oy alan, mutlaka başkan olacak diye bir kural yok: Önemli olan, eyaletlerin gönderdiği temsilcilerin kahir ekseriyetini kazanmaktır. Önceki seçimlerde Demokrat Al Gore, Cumhuriyetçi Bush’tan daha çok oy almış, ama kaybetmişti.

Bu karmaşık seçim sistemini ve bu sistem dahilinde adayların performanslarını, Kemal Cem Söylemez QHA için analiz etti. Amerika’da, Old Dominion University’de Pazarlama doktorasına devam eden Söylemez, online topluluklar, dijital pazarlama ve ulusal kulturle ilgili araştırmalar yapıyor.

 

Seçim Kampanyalarında Son Durum ve Tahminler

Amerika Birleşik Devletleri’nde başkanlık seçimlerine 26 gün kala, Demokratların başkan adayı Hillary Clinton ile Cumhuriyetçilerin başkan adayı Donald Trump arasındaki yarış tüm hızıyla devam ediyor. Türkiye, Rusya ve pek çok Avrupa ülkesinin aksine eyalet temelli seçici kurullu seçim sistemi, geçmiş yıllarda olduğu gibi adayların savaş alanı eyaletlere ekstra önem vermesine neden oluyor.

Ulusal anketlerde 5-6 puan önde olan Hillary Clinton’ın son düzlüğe girdiğimiz dönemde oldukça avantajlı olduğunu söylememiz mümkün. Bu avantajlardan en önemlisi, meşhur “Mavi Duvar”. Mavi Duvar, ABD siyasetinde Bill Clinton’ın kazandığı 1992 seçimlerinden günümüze istisnasız Demokrat Parti’nin kazandığı 18 eyaleti ve eyalet statüsünde olmayan Washington DC’yi temsil eder. Bu seçim bölgeleri toplam 242 seçiciye sahiptir. Yani Hillary Clinton Mavi Duvar’ı koruyup, üzerine 29 seçiciye sahip Florida’yı kazanırsa 271 seçiciye ulaşıp başkan olacaktır. Keza, Hillary Clinton’un Obama’nın 2008’de kazanıp 2012’de kaybettiği North Carolina’da önde olması, gittikçe kozmopolitiklesen yapısıyla Virginia, yüksek Latino nüfusu ve sol karakteriyle öne çıkan Colorado gibi Demokratların kaybetmesinin pek beklenmediği savaş alanı eyaletler gibi faktörleri ekledigimizde, Hillary Clinton’ın pek çok farklı varyasyonla sihirli sayı olan 270’e ulaşması mümkün.

Adaylığını ortaya koyduğu günden bu yana neredeyse hiçbir ulusal ankette Hillary Clinton’ın önünde çıkmayan Donald Trump’ın ise zafere giden çok fazla yolu yok. Birinci seçenek, serbest ticaret anlaşmalarına karşıtlığıyla bilinen Donald Trump’ın Orta-Batı’daki “Reagan Demokratları” denilen üniversite mezunu olmayan, mavi yakalı beyazları sandığa akın ettirerek geleneksel savaş alanı eyaleti Ohio’nun yanısıra, yıllardan bu yana Demokratlara oy vermiş Michigan, Wisconsin ve Pennsilvanya’yı Cumhuriyetçiler safına kazanması. Ancak bu seçenek pek de gerçekçi değil. Birincisi, 1976’da Demokratlara oy verirken 1980 ve 1984’te Reagan’a oy vermiş “Reagan Demokratları” en iyi ihtimalle 70’lerine yaklaşıyor ve bu kitle zaten Cumhruiyetçilere oy veriyor. Keza anketlere baktığımızda, Ohio dışındaki bütün Orta-Batı eyaletlerde Hillary Clinton önemli farklarla önde. Elbette siyasette 3 hafta uzun bir süre, ancak Hillary Clinton’ın son anketlerde 12 puan önde olan Pennsilvanya’yi kazanacağını söylemek çok da zorlama değil.

İkinci seçenekse daha geleneksel bir kulvarı işaret ediyor. Birinci başkanlık münazarasının hemen öncesindeki anketlerde Donald Trump Ohio, Florida, Nevada ve Iowa’da öndeydi. Burada, eyaletlerin özel durumları Trump’a avantaj sağlayabilir. Mesela Florida her ne kadar yüksek Latino nüfusuna sahip olsa da, Florida’daki Latino nüfusu Meksika kökenli değil, buradaki Latinolar göçmenlik meselesiyle çok da uğraşmayan Kübalı ve Porto Rikolular. Ancak Demokratlar kapı kapı dolaşıp gençleri ve Hispanikleri kendi saflarına çekerken Cumhuriyetçiler sahada o kadar etkili değiller.

Mitt Romney’nin 2012’de kazandığı eyaletleri kazanıp, bir de bu 4 eyaleti kazanması Trump’ı 270’e yaklaştırmakla birlikte yeterli değil. Bu yüzden azınlıkların çok fazla olmadığı New Hampshire ve Maine eyaletinin 2’inci seçim bölgesinde başarılı olması Trump için neredeyse tek seçenek.

Ancak bu seçenek de gittikçe zorlaşıyor. Bunun iki ana sebebi var. Birincisi, Amerika’nin değişen demografisi. Hispanik olmayan beyazlar seçmenlerin %75’ini oluştursa da azınlıklardan oy alamayan birinin başkan olma şansı neredeyse yok. 2012’de Mitt Romney beyaz seçmenlerin %60’ının desteğini almasına rağmen, azınlıklardan sadece %18 oy aldığı için Barack Obama’ya kaybetti. Seçim kampanyasına Meksikalıları tecavüzcü ve uyuşturucu kaçakçısı olmakla itham ederek başlayan ve Ku Klux Klan’la içli dışlı olan Trump’ın azınlıklara hitap etme konusunda başarılı olmayacağını söylemek için kahin olmak gerekmiyor.

İkincisi ve Trump için daha ölümcül olansa Donald Trump’ın John McCain ve Mitt Romney kadar üniversite mezunu beyazlardan destek görmemesi. Buradaki en önemli kitleyse üniversite mezunu beyaz kadınlar. Mitt Romney’nin Barack Obama karşısında daha fazla oy aldığı üniversite mezunu beyaz kadınlarda Donald Trump, Hillary Clinton karşısında geride.

İlk kadın başkan olma ihtimalinin tarihsel öneminin yanı sıra, Donald Trump’ın kadınlar hakkında söylediği aşağılayıcı sözleri Hillary Clinton televizyon reklamlarında bolca kullanıyor. Keza “çocugunuz Donald Trump’ı örnek alsın ister misiniz?” temalı reklamlarla Hillary Clinton aile sahibi, daha ılımlı Cumhuriyetçileri kendisine çekmeye çalışıyor. Aynı şekilde, son çıkan ses kaydının Cumhuriyetçilerde bu kadar kıyamet koparması ve Cumhuriyetçi senatörlerin üçte birinin Trump’tan desteğini çekmesi de biraz bu sebepten. Donald Trump’ın daha önce hakaret ettiği Hispanikler, Siyahlar, Müslümanlar zaten Cumhuriyetçi Parti’nin çok da oy alamadığı kitleler. Ancak beyaz ve eğitimli kadınlar Cumhuriyetçilerin kazanması gereken bir demografiyi temsil ediyor.

Peki son 25 günde ne beklemeliyiz? Ikinci münazara ile bir kez daha belli oldu ki, hem Amerikan halkının neredeyse %60’ının hazzetmediği Donald Trump, hem Amerikan halkının neredeyse %55’inin hazzetmediği Hillary Clinton kendi tabanlarını diğerinin başkan olması ihtimaliyle korkutarak oy isteyecekler. İki aday da seçmenlere pozitif bir vizyon sunmak yerine rakibinin seçilmesi durumunda Amerika’nın ne kadar kötü bir yer olacağından bahsedecekler. Keza ikinci münazarada da Donald Trump her soruyu Hillary’ye döndürerek yanıt verdi. Yakın zamanda çıkan ses kaydının kendisine sorulacağını bilen Donald Trump, geçmişte Bill Clinton tarafından cinsel tacize uğradığını iddia eden 3 kadını münazara salonuna getirdiği gibi, tape kendisine sorulduğu zaman da “Bill Clinton çok daha beterlerini yaptı” şeklinde özetlenebilecek bir savunma yaptı.

Kişisel olarak bu negatif kampanya stratejisinden daha kârlı çıkacak olanın Hillary Clinton olacağını düşünüyorum. En basitinden, Hillary Clinton’ın yıldızının hiçbir zaman barışmadığı genç seçmenleri ele alabiliriz. 2008 Demokratik Parti onsecimlerinde genç seçmenlerin %60’i o zamanlar Illinois Senatörü olan Barack Obama’yı desteklemişlerdi. 2016 önsecimlerindeyse, genç Demokratlar %80’e yakın oranlarda Vermont senatörü Bernie Sanders’i destekledi. Pek çok genç seçmenin gözünde Hillary Clinton sadece adı Demokrat olan, kim ona bağış yaparsa onun dediğini yapan, rüzgar nereye eserse o yönde açıklamalar yapan, savaş yanlısı bir kişilik. Böyle bir algı olunca, geçtiğimiz ay düzenlenen anketlerde genç seçmelerin neredeyse %45’inin Liberteryen Parti’nin başkan adayı Gary Johnson’a ya da Yeşiller Partisi’nin başkan adayı olan Jill Stein’a oy vermeyi düşündüğü çıkıyordu. Ancak son birkaç günde açıklanan anketlerde, Clinton’ın genç oylarının neredeyse ikiye katlandığı, üçüncü partilere gidecek oyların yarıya indiği ortaya çıktı.

Son dönemlerde vakfını kişisel çıkarları için kullanmasından vergi ödememesine, kadınlara yönelik nahoş sözlerinden kendi partisinin bile desteğini büyük oranda çekmesine kadar pek çok dezavantaja sahip olan Donald Trump’ın işinin oldukca zor olduğunu söylemek mümkün. Gün itibariyle anketlerin gösterdigi tablo, Hillary Clinton’ın Barack Obama’nın 2012 seçimlerinde kazandığı bütün eyaletleri ve 2008’de kazanıp 2012’de kaybettiği North Carolina’yı alacagi yönunde.  Bu durumda Hillary Clinton 347 seçici ile başkanlık koltuğuna oturacaktır.

Ancak bu anketler Trump’ın ses kaydı çıkmadan ve ikinci münazara gerçekleşmeden yapıldı. Ses kayıtlarının ortaya çıkmasından sonra çıkan ilk anket olan NBC/WSJ anketinde Hillary Clinton’in farkı 11 puana kadar çıkardığı görünüyor. Bu durumda yüksek Hispanik nüfusa sahip ancak geleneksel olarak Cumhuriyetçilerin kazandığı Arizona’nın ve yüksek siyah nüfusuna sahip ancak geleneksel olarak Cumhuriyetçilerin kazandığı Georgia’nın da Demokratların hanesine yazılacağını söyleyebiliriz. Cumhuriyetçileri asıl endişelendirense Trump karşıtı dalganın Kongre’yi de kritik derece etkileyeceği. Ancak Trump gerçekten 11 puan farkla kaybetmediği sürece tahminler Demokratların Senato’da çoğunluğu geri kazanacağı ve Temsilciler Meclisi’nde 15-20 sandalye geri kazansalar da, çoğunluğun yine Cumhuriyetçilerde kalacağı yönünde.

(Kemal Cem Söylemez – QHA ÖZEL)

 

SON DAKİKA HABERLERİ
Reklam
İLGİLİ HABERLER