GazeteBalkan

Melek MAKSUDOĞLU: Romanya ‘Ak Topraklar’ olarak biliniyordu

Melek MAKSUDOĞLU: Romanya ‘Ak Topraklar’ olarak biliniyordu
01 Kasım 2016 - 9:24 'de eklendi ve 647 kez görüntülendi.

Rahmetli Cengiz Dağcı’yı bir ziyaretimde bana ‘Kırım Tatarı olduğun için ne kadar iftihar etsen azdır. Yeryüzünde bizim millet gibi başka bir millet daha yoktur. O kadar haksızlığa uğratıldık, yok edilmeye uğraşıldık ama biz yenilmeden tekrar ayağa kalkmasını bildik’ demişti. Kırım Tatarları şu dünyamızda bir çok kıtalara, bir çok ülkelere yerleşmek zorunda kaldı, yaşadığı ülkenin dilini, tarihini öğrendi. Uzaktan bakıldığında; Romanya’da yaşayan bir Kırım Tatarıyla Türkiye’deki bir Kırım Tatarının ve Amerika’da yaşayan bir Kırım Tatarının, birbirleriyle ne ilgisi var denilebilir. Romanya’daki Kırım Tatar toplumu, Çariçe İkinci Katerina’nın 1783 yılında Kırım’ı zapt etmesiyle başlayan göçlerle oluştu. Bölge o zamanlar Osmanlı idaresindeydi ve Aktoprak olarak biliniyordu. Osmanlı Romanya topraklarını kaybettiğinde ise büyük göç dalgasıyla Anadoluya gelen Kırım Tatarları  basta Eskişehir ve Ankara’nın Polatlı ilçesi yoğun olmak üzere Türkiye’nin çeşitli illerine yerleştirildiler.

Elbette devletlerin politikaları ne olursa olsun, evde öğrenilen örf, adetler ve ananeler bizim kimliğimizi oluşturur. Biz Türkiye’de ciğbörek yedikçe, evde bir iki kelime dahi olsa Kırım Tatarcası kullanıyorsak elbette aslımızı araştırıp bulacağız. Kimliğimizi bulma çabamız bizi Kırım topraklarına götürecek, tarihimizle övündürecektir.

Sovyet Devleti, Kırım’dan bizi 1944 yılında sürgün ederken, sadece fiziksel olarak bizi yok etmekle kalmayıp kültür ve maneviyatımızı, kısaca bizi Kırım Tatarı yapan butun vasıflarımızı yok etme politikası güttü.

Cengiz Dağcı’nın Badem Dalına Asılı Bebekler eserine baktığımızda bunu açıkça görebiliyoruz. Eserinde Cengiz Dağcı, Sürgün emrinin maddelerini şöyle sıralar. “1) Sürgünlere işlemeli havlu, işlemeli entari, işlemeli mendil, dökme güğüm, dökme sahan, nakışlı bez, bakır bilezik gibi süslü eşyalar götürmek yasak. 2) Sürgünlere yanlarında keman, tambura, klarnet, kaval, zurna, davul gibi çalgı aletleri götürmek yasak”. Peki neden bütün bu eşyaların götürülmesi özellikle yasaklanmıştır? Çünkü, eski olan herşeyde kültürle bir bağlantı kurma tehlikesi görülmüştür.

Bu bana Kore’nin en son soylu aile üyesi Prenses Deokhye’yi hatırlattı. Prenses Deokhye Kore kralının ölümünden sonra 14 yaşında Japonlar tarafından rehin alınır. Memleketi Kore’den ayrılırken giydiği milli kıyafeti Japonya’ya varınca yetkililer tarafından alınıp yakılır ve bir daha bu kıyafeti giymesine izin verilmez. Aynı şekilde bir daha Kore yemeği yemesine de izin verilmez. Kore dili, yemeği, kıyafeti, şapkası, örfü adeti yasaklanıp milli kimliğinin yok edilmeye uğraşılması Prensesin aklı dengesini yitirmesiyle sonuçlanmıştır. Vatanına hasret, diline, şarkısına, türküsüne hasret bir hayat geçirmiştir.

Biz Kırım Tatarları da sürgünlükte yok olmadık, milli kimliğimize sahip çıkarak Cengiz Dağcı’nın dediği gibi kaytıp geldik üvümüzge, vatanımıza. Sadece gelip evlerini kurmakla kalmamış, medeniyetimizide Kırım Vatan’a getirmişlerdir soydaşlarımız. Kırım Tatar Meclisi açılmıştır. Müzeler, çocuk yuvaları, ihtiyar bakım evi, sanat, müzik, danslarımızla kültürümüzü yaşatmaya devam ettik. Gazetelerimiz, dergilerimiz ve hatta televizyon kanalımız ile kültürel alanda ilerleyerek gençlerimize milli kimliğimizi aşılıyorduk. Şimdi zor dönemlerden geçiyoruz elbette ama vatan Kırım’a dönen büyüklerimizin  çok daha fazla zorluk çektiklerini unutmamamız lazım. Biz bu yüzyılın nimetlerinden faydalanarak, internet aracılığı ile sosyal medya sayesinde Türkiye’deki, Kırım’daki, , Romanya’daki, Özbekistan’daki soydaşlarımızla Kırım için hayallerimiz varsa Kırım Tatar aşlarımızı yapıyorsak, tepreşlerde birlikte şarkılarımızı söylüyor, Kırım Tatar halk oyunlarımızı oynuyorsak bizim geleceğimiz parlaktır. Zaman birlik olma zamanıdır. (QHA)

 

SON DAKİKA HABERLERİ
Reklam
İLGİLİ HABERLER