GazeteBalkan

‘Ne Efsunkâr’ imiş meğer!

‘Ne Efsunkâr’ imiş meğer!
04 Ocak 2017 - 10:00 'de eklendi ve 474 kez görüntülendi.

HAMDİ YILMAZ
‘Ne Efsunkâr’ imiş meğer!

 

Bundan 23 yıl evvel ilk defa yurt dışına çıktım. İlk defa çıktım ama “pir” çıktım. 34 yaşında olduğum o güne kadar, dünyada hiç bir ülkeye imrenmedim, özenmedim, herhangi bir ülkede bırakın yaşamayı, gezme hayali dahi kurmadım. Mekanının cennet olduğunu umduğumuz şairin, “Saraylarda süremem dağlarda sürdüğümü / Bin cihana değişmem şu öksüz Türklüğümü” şiirini o güne kadar ben türkü olarak çığırdım.
Ataların, “Ne oldum deme, ne olacağım de” sözünde olduğu gibi, felek 23 yıldır bize bir başka mekanı cennetlik ozanımızın, “Ellerin Melmeketinde alendim kaldım” türküsünü söyletiyor..
***
O güne kadar, yani 23 yıl öncesine kadar, Türkiye’de nasıl bir baskı altında yaşadığımızı anlamam o günden uzun yıllar sonra oldu.

2 Şubat 1992’den 26 Mart 1992’ye kadar bilmem kaç gün Almanya ve Hollanda’da gazete yayımlamak için kimden, hangi makamdan izin alacağımı öğrenmeye çalıştım. Konuştuğum herkes, firmadan bahsediyor, firma kurma yollarını anlatıyordu. Oysa benim derdim firma kurmak değil, “gazete yayınlamak için izni kim, hangi makam veriyordu?” sorusunun cevabıydı..
Türkiye’de şartlanmışız ya, bir de çıkartmak istediğimiz edebiyat dergisine “Dalgara” kelimesini isim olarak koymaya kalkınca Vali emiri ile sorgulanmışız ya, “Mevkute yayımlamak” için izin almanın gerekmediğini bir türlü kuş beynimiz almıyordu.
Tıpkı Almanın, Hollandalının “Bu adam ne izninden bahsediyor?” diye beni anlamadığı gibi, ben de onları anlıyamıyordum. Onlara derdimi anlatacak kadar dil bilmediğim için hayıflanıyordum. “İzin almadan gazete mi çıkartılırmış”!
***
İlk gençlik yıllarımda Namık Kemal’in “Hürriyet Kasidesi” adlı şiirini ezbere bilir sık sık da söylerdim. Bu şiiri söylediğimi gören de beni Arapça biliyor sanırdı. Yüksek okuldaki edebiyat hocamız bile böyle düşünmüştü. Oysa ben doğru dürüst Türkçe’yi bile bilmem. Hatta geçen yılların birinde Bükreş’teki büromuzda arkadaşlara sitem ederken, “Bana olmayan Türkçemi de unutturdunuz” deyince, kocaman bir kahkaha atmışlardı.
***
Şimdi 23 yıl sonra, 15 yaşına kadar ‘dağlarında sürdüğüm sefayı’ Batı’nın “Saraylarında!” süremediğim aziz vatanımın talihli (!) insanlarına imreniyorum. Başlarına geçirilmiş çelik kafesler içinde, ağızlarına vurulmuş has gemleriyle ne kadar da mutlu yaşıyorlar!
“Ne efsunkâr imişsin ah ey didâr-ı İKTİDAR / Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk MUHALEFETTEN” şiirini söyleyenleri nasıl da baygın baygın, keyifle dinliyorlar.

Bize gene “Kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nâzende sahrâlar / Uyan ey yâreli şîr-i jeyân bu hâb-ı gafletten…” diye feryad ederek, “Ellerin melmeketinde alendim kaldım” türküsünü çığırmak kaldı.
Bir de 127 evvel 2 Aralık’ta aramızdan ayrılan Namık Kemal gibi “Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet” demek.. (20 Ocak 2015 Salı)

 

 

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
Reklam
İLGİLİ HABERLER