GazeteBalkan

Tel Örgüler Ardındaki Romanya – 13

Tel Örgüler Ardındaki Romanya – 13
13 Ocak 2017 - 9:40 'de eklendi ve 616 kez görüntülendi.

 

Tel Örgüler Ardındaki Romanya – 13

Hazırlayan: İlmia Süleyman

 

KANAL CİNAYETLERİ

 

Çavuşesku’nun “çocuğu” olarak adlandırılan Tuna-Karadeniz Kanalı inşaatının tarihçesini ve bu fikrin Stalin’den çıktığını anlatmıştık.

Bugün ise, bu inşaatlarda mahkum olan işçilerin hayat öykülerinden örnekler vereceğiz.

ZAHARIA UDREA ANLATIYOR

Zaharia Udrea 23 Mart 1923’te Sighişoara şehrinin yakınlarındaki bir köyde doğdu. Hukuk fakültesini bitirmesine rağmen, siyasi mahkum olduğundan, işini yapmasına izin vermediler. Eğer Udrea’ya o zamanlarda bir soruşturmanın nasıl geçtiğini sorarsanız, birkaç saniyelik de olsa tüm vücudu sarsılıyor ve Soruşturmaların, dayakla, tehditle, özellikle de falakaya yatırılarak yapıldığını anlatıyor. Günde bir defa çorba sayılan, içinde sadece birkaç lahana yaprağı bulunan yemeği veriyorlardı.

Udrea, “Benimle birlikte 150 üniversite öğrencisi mahkum vardı. Ne Çin’de ne de Rusya’da böyle hapishane göremezdiniz. Piteşti şehrinde bulunan bu hapishane, aslında, “eğitim” veren bir hapishaneydi. Hanım Efendi, size hanımsınız diye söyleyemediğim bir sürü şeyler vardı. Bazı mahkumları kendi pisliğini yemeğe mecbur ettiklerini söyleyebilirim. Kendi pisliğini yediğinde neyse, ama başkasına ait olanları yemeğe mecbur ettiklerinde, o zaman inanılmaz kötüydü. Bazıları dayandı, bazıları da…” diyor gözeleriyle yaş dolu.

Birkaç dakika suskunluktan sonra, Udrea devam ediyor: “Yaşaması gereken insanlar ölüyordu. Bütün ölüleri, Tuna Deltası’na görmüyorlardı. Yarım metrelik çukur kazıyorlardı ve o çukur hemen Delta’nın suyuyla doluyordu. Çırılçıplak, ölü oraya atılıyordu. Üzerine de toprak atıyorlardı. Tuna-Karadeniz Kanalı’nda da çalıştım. Dini bayramlardan önce, müthiş kontroller yapılıyordu. Bizi soyundurarak, bizde kağıdımız kalemimiz olamasına dikkat ediyorlardı. Dışarıyla irtibat kurmak yasaktı. Bütün bunların suçlusu Komünist Partisi’dir! Ne İstihbaratı ne de insanları! Bu lanet olan Komünizm insanları bu hale getiren bir rejimdi!”

VASİLE COSMA ANLATIYOR

Başka bir hayat öyküsü,  Vasile Cosma’dan geliyor.

Acımasız rejimin başka bir kanıtıdır Cosma’nın anlattıkları. 18 yaşındayken, paraşütçülerin özel ekibinde çalışıyordu. 1947’te, o ve arkadaşları Komünist rejimi tehlike olarak algılandıkları için, tutuklandılar. İlk beş ayı İstihbarat’ın alt katındaki odada yattı. Devletin kuvvetini ele geçirmek istediği sanılarak her gün dövülüyordu.

“Bu süre içinde, ailem benden hiçbir haber alamadı. Nerde olduğumu bilmiyorlardı.”

Altı sene, kapalı kaldı. Bu süre içinde Romanya’nın o zamanın önemli simalarını hatırlıyor.

Kral I.Mihai’nin hikayesini de hatırlıyor. Anlattığı acıların arasında en önemlisi, Kanal’da çalıştığı ve İstihbaratçıların elinde kaldığı süre içerisinde bir kadın tarafından yumurtalıklarına vurulduğu ve bunlara iğne sokuluşu idi.

1991’de, birçok siyasi mahkum tarafından Tuna- Karadeniz Kanal inşaatında yapılan soykırımın açığa çıkarılması istendi. Bunun için, bu hapishanelerde hayatlarını acıyla yaşayan üç kişi,  Mirel Stanescu, Vlad Nicolau ve Gogu Cusa, inşaatın yolunu takip ederek, öldürülen insanların izlerini bulamaya çalışmışlardı.

Ölü kayıtlarının Komünistler tarafından yok edildiği anlaşıldı. Buna rağmen, bu üç arkadaş, arşivlerden sadece “839 ölü” raporu buldu. Bunlardan 211 kişi entelektüel, 203 kişi işçi ve yarısı da köylü olarak yazılıydı. Buldukları dokümanlara göre, ölüm sebepleri aşırı çalışmaları, dövülmeleri, aç bırakılmaları şeklindeydi. Veya  yaşananların ardından ortaya çıkan hastalıklardan dolayıydı. 13 kişinin de vuruldukları belgelenmişti.

İstihbarat’ın arşivlerinde ise, 1952’de, ayda 30-40 mahkumun öldüğü kayıt edilmişti.

Yine burada, 23 yaşında Ion Rapciug adında bir genç, ağır hapis gördükten sonra, hastaneye götürülüyor. Bacakları kangren olmuştu. Zincirler kauçuk çizmelerin üzerine bağlandığı için bacaklarında kangren oluşmuştu. Hastanede çizmeleri çıkarttıkları zaman, ayak tabanlarının derisi ve eti çizmeleriyle birlikte koptu. Müthiş acılar içinde ölen bu gence, hastanede tedavi verilmedi tam tersi hapse tekrar götürülmüştü.

“Ölüm Kampı” adıyla bilinen bir yer vardı. Buradakiler kesinlikle ölüme mahkumdular. Dayanmayanlar da çalışma saatlerinde trenlerin önüne kendilerini atarak, intihar ediliyorlardı. Daha çabuk ölmeleri için, onlara yemek vermezlerdi. Oradakiler açlıktan, yerdeki bütün otları ve köklerini yemişlerdi. Bu kamptaki geçen her canlı yemek olarak görülüyordu. Fareler, yılanlar, solucanlar v.s.

Bir gün, çok büyük fırtına kopmuştu ve ardında da yağmur yağdı. Hemen ortaya çıkan kurbağalar, canlı olarak mahkumlar tarafından yenildi.

Açlık o kadar deliliğe yol açmıştı ki, gece mahkumların sayısından sonra ölen mahkumun vücudundan yani ölüden parça parça alıp çiğ çiğ yiyorlardı.

Bunu gören nöbetçiler, ceset odadan çıkartılana kadar, takipte kalıyordu. Silahlı nöbetçilerin birisinin köpeği vardı. Birden bire köpek ortalıktan kaybolunca, aramalara başlanıldı. Nöbetçiler ölüm kampında, köpek ve kedi kemikleri de bulmuşlardı. Anlaşılan o ki, mahkumlar köpeği yemişlerdi…

Her gün oradan ikişer ölü çıkartılıyordu. Ölüler, bir gölün kenarına atılıyorlardı. “Özgür Avrupa”, “Amerika’nın Sesi” ve “BBC” radyo kanallarında çıkan bu Kanal hikayesinin gerçekleri o zamanlar, İstihbarat’ı korkutmuş ve bütün delillerin kayıp olmasına neden olmuştu…

Zaharia Udrea

Vasile Cosma

Mahkumlardan biri olam Mirel Stanescu, ölen kişilerin yerini gösteriyor.

 

NOT: Dizi yazımızın kağıt veya online baskısına ulaşamadığınız bölümlerini   www.gazetebalkan.com yada facebook/gazetbalkan adresinden takip edebilirsiniz.

 

DEVAM EDECEK

 

Kaynak: “Telegraf”, “Adevarul” gazeteleri ve “Expres Sibian” sitesi.

 

 

SON DAKİKA HABERLERİ
Reklam
İLGİLİ HABERLER