GazeteBalkan

Tel Örgüler Ardındaki Romanya – 17

Tel Örgüler Ardındaki Romanya – 17
19 Ocak 2017 - 9:35 'de eklendi ve 624 kez görüntülendi.

Hazırlayan: İlmia Süleyman

 

KARANLIK ROMANYA’DAKİ TÜRKLER’İN DRAMI

Romanya’da 1944-1989 yılları arasında, Komunist rejim siyasi olarak karşıtı olanlara, büyük bir baskı yaptı. Bu baskılar, ırk, din ya da kültür farketmeksizin, herkese uygulandı. Bu olay çok geniştir ve bu trajedi dolu gerçek hikâyeler, soruşturmalarla, işkencelerle, cinayetlerle doludur. Bu acıyı yaşayanlar arasında, Romanya’daki Türk-Tatar azınlığı da vardır.

Romanya’ya karşı vatandaşlık duyguları yaşamalarına rağmen Türkler, ya “sağlam olmayan soylarıyla” ya “burjuva takımı” ile “Gavur” olarak adlandırılarak, cezalara tabi tutuldular. Birçoğu da Kırım’dan kaçan aileleri gizledikleri ya da yardım ettikleri için cezalandırıldılar.

Romanya’daki Türkler veya Tatar Türkleri, Komunistliğe karşı entellüektilikleriyle birlikte dayandılar. Bunların çoğu, hapishanelere kapatıldı veya aileleriyle birlikte başka memleketlere gönderildiler. Hayat boyu çalışarak elde ettiklerini, evlerini dahi kaybettiler. Bazıları ise – bu çok acı- hapishanalerde hayatlarını kaybettiler.

23 Ağustos 1944’ten sonra, Komunist rejim, azınlıkların entegre olmaları için gizli bir şekilde, etnik kimlikleri yok etme faaliyetlerini başlattılar. Resmi dinsizlik döneminde birçok Camii ve mezarlık yıkıldı, yok edildi. 1906’da Dobruca bölgesinde 376 Cami vardı. 1989’da rejim düştüğünde, sayıları ancak 80 kadardı. Ana dili eğitimi veren eğitim kurumlarının sayısı 261’di. 1948’de eğitim reformu getirdiler, bu reformlar 1967 yılına gelindiğinde hiçbir kurumun ana dili eğitimi vermeme sonucunu doğurdu. Dini öğreten personel, yani İmamlarımız ve öğretmenlerimiz ana dilimizi korumakla görevliyken, zaman içresinde sayıları gitgide azalmıştı.

Pratik olarak, 1944-1989 yılları arasında, ana dili programları yayımlayan ne radyolar ne de televizyon kanallarımız vardı. Yazılı basın desek o da yoktu. Böyle yabani şartlarda,  Romanya’daki Türk ve Tatarlar kendi kimliklerini kaybetmeye yüz tuttu. Buna rağmen şimdi, yeniden kendimizi toparlamaya başlar konumda kaldık.

Az bilinen konu ise, sistematik bir şekilde yok edilme yoluna girişimiz oldu. Aileler, çocuklar bile, çeşitli yolarla öldürüldü. Mesela, Ada-Kale’deki İmamın karısı bile, antikomunist diye hapse kapatıldı. Necip Fazıl’ın karısı da aynı kaderi paylaştı. Herzaman Elitler, onlar için bir tehlike temsil etti. Romen yada Türk bu dönemde kimliğimizi korumak adına acı çekeni unutmak demek, tekrar onları mahküm etmek anlamına gelir.

Öğretmen Güner Akmola, 1990’dan sonra, Mustegep Ülküsal’ın ilk çıkarttığı dergiyi tekrar çıkartmış. Dergi’nin adı “Emel” dir. Akmola, komunist dönemde hapislerde yatan veya ölen Türkler’in bir listesini hazırlamıştı. Şu ana kadar kendisi araştrırarak, acı çeken kişilerden 93’ğnün kaydını bulabildi. Bunların arasında, imamlar, mühendisler, doktorlar, avukatlar, savaşa katılan subaylar bile var.

Kominist dönemin ünlü hapishanelerinin bulundukları yerler: Jilava, Sighet, Gherla, Aiud, Salva, Canalul Midia, Caransebeş, Peninsula Balti, Piteşti ve Köstence.

İşte size kara listeden bazı örnekler:

Irstmambet Iusuf, öğretmen- hayat boyu hapis ve ağır çalışma. (Köstence)

Mustegip Samedin, İmam – hayat boyu hapis ve ağır çalışma. (Köstence)

Sali Regep, Bükreş İmamı – hayat boyu hapis ve ağır çalışma. (Köstence)

Resat Kamil, Doktor – 15 sene ağır hapis ve ağır çalışma cezası.

Hapiste ölen kişiler de var. Mesela, Öğretmen Ömer Lütfü, Avukat Osman Nuri, Okul Müfettişi Sagit Ali Müstegip, Komser Şükrü İbrahim.

Medcidiye şehri eski Müftüsü Curtmolla Etem, “sosyal düzenine karşı oluşu”‘dan dolayı ağır hapis cezası almıştı. Kırım’dan kaçan Tatarlar’a yataklık ettiği için, Ablai adındaki İmam da hapse götürüldü.

Şimdi dikkatinizi rica edeceğim, Bir de Konsolos Belüla Şevket var. Türk konsolosu, casuslukla suçlandı ve İçişleri Hapishanesi’nden sonra Jilava, Margineni hapishalneleri ve en son Vacareşti hastanesinde 1963 yılında öldü.

Emin Mihat Ömer, 1928’de Bulgaristan’da doğdu ve Türk Konsolosluğu ile bağlantıları var diye Köstence Mahkemesi’ne götürlerek, 12 yıl zoraki ağır çalışmaya mahkum edildi ve 1961’de hapisteyken öldü.

İşin ilginç yönü Romanya’daki Müslümanları daha iyi kontrol altında tutulabilmeleri için, aralarına komunist olan kişiler sokuldu. Bu yüzden Köstence şehrindeki Müftülük sürekli takib altındaydı. Köstence’deki Komunist Partisi 1946’da Türkler’le ilgili yazdığı raporda, “Türkler ve Tatarlar, birçok etki altında kalmaktalar. Onların en büyük problemi Müftülük oldu. Yeni seçilecek Müftü kim olacak diye aralarında tartıştılar. Müftülük savaşına iki aday vardı Biri Abibula ve diğeri ise Halil. Her ikisinin de ayrı ayrı taraftarları var. Biri bu göreve geldiğinde, diğeri onu görevden almak için çabalıyor” diyor.

Raporda Türk Konsolusluğu’nu da takip ettiklerini yazıyorlar. Göze batan şey ise, bu raporların hiçbirinde, Türkler’in aralarında geçen konuşmalar yazılmıyordu. Genelde, sadece “bu toplantıya 100-105 kişi katılmıştır” şeklinde ibareler yer alıyordu.

1946’da, Köstence’de Müslüman İşçi Cephesi ( FUMM) kuruldu. Kurulma belgesinde Komunist Partisi onayı da gerekiyordu. Onay verilmişti. İlk yapmaları gereken şey, Müftülerini seçmek idi.

Yine raporlara göre, “Müftü, halk tarafından sevilen, profesyonel ve etik kurallara sahip olan ve ayrıca, gerçek demokratik prensiplere sahip olan” bir kişi olmalıydı.

Anlaşılan o ki, FUMM, aslında, Komunist Parti’nin eline geçmişti. 1946’ya kadar Müslümanlar kendi Müftüsünü seçememiş. Bu memnuniyetsizlik, Komunistleri de sarmıştı. Raporlarda, “Müslüman halk fakir olmasına rağmen, demokrasi yoluna getiremedik. Halkın bir kısmı İmamlar veya gavur zengin insanların tesiri altında kalmakta ve Ankara, Londra’daki radyo kanallarını dinlemekteler. Müslüman halkın başka kısmı ise nötrdür ve son kısım ise, bizde kadrolu olarak yer alıyor. Fakir ve eğitimsiz olmalarından dolayı duyduklarına çabuk inandıklarını görülüyor” diye yazıyor.

Bu cümleden anlaşılan o ki, Türk entellektüelleri, Komunist toplumu için bir tehlike oluşturuyordu.

Komunistlerin bizler hakkında böyle düşünerek rahat olmaları nedeniyle bizler bir süre rahat ettik. Oysa, asıl dramlar, 1951-1952 seneleri arasında yaşandı. Birçok aile kendi topraklarını ve evlerini terk etmeye mecbur edildi ve uzaklara götürüldüler. Ayrıca, imam, avukat, doktor ve köylülerden oluşan 39 kişiye toplam 500 sene hapis cezası verilmişti.

Necip Fazıl adlı şairimiz, Kırım’dan kaçan Tatarlar’a yataklık ettiği gerekçesi ile Komunistlerden kaçarak köylerde saklandı. Türkiye’ye kaçma imkanı varken bile, “halkımı bırakamam” diyordu. 1984’te 15 Ekim’de, Köstence İstihbaratı onu şehrin merkezinde yakalıyor. Beş gün tutuklamadan ve işkencelerden sonra ailesi cesetini kaldırmaya çağırıldı. Necip Fazıl, hapiste kendini asmıştı. Ailesi ceseti aldığında fark ettikleri şey, Necip Fazıl’ın saçı yanık ve dili ısırlmış, ayrıca kafatası da kırılmış haldeydi. Anlaşılan o ki, işkence edilerek öldürülmüştü.

11 Mart 1953’te, 14 Tatar daha yakalandı. Bunlar

Necip Hacı Fazıl

Müstecip Ülküsal

’dakilere yardımcı olmak,  Alman askerleriyle işbirliği yapmak, savaş döneminde Türkiye ve İngiltere’ye Türk Konsolosluğu aracılığıyla bilgi sızdırmakla suçlanmışlardı.

Tutuklananlar arasında Necip Fazıl’ın eşi Sultan Fazıl da vardı. Kendisine 8 sene hapis cezası verildi. Işkencelerden sonra bilgileri Türkiye Konsolosu Şevket Musa’nın aracılığıyla gönderdiklerini itraf edenler bile vardı.

 

NOT: Dizi yazımızın kağıt veya online baskısına ulaşamadığınız bölümlerini   www.gazetebalkan.com yada facebook/gazetebalkan adresinden takip edebilirsiniz.

 

DEVAM EDECEK

Kaynak: Kanada Tatarlar Kültür Derneği

SON DAKİKA HABERLERİ
Reklam
İLGİLİ HABERLER