GazeteBalkan

Efruz Bey Demokrasisi

07 Şubat 2017 - 11:37 'de eklendi ve 467 kez görüntülendi.

 

 

Ömer Seyfattin’in Efruz Bey adlı eserini ilk okuduğumda ürpermiştim. Sağımda solumda gördüğüm nice Efruz Beylerin eline fırsat geçme ihtimali olmadığı için zararları kendineydi.

Ama bir de, kalem dairesinde katipken fırsat yakalayarak adını bile değiştirip Ahmet gibi Efruz’laşanlar vardı. Ömer Seyfattin’in kitabını okumamış olanlara Efruz Bey’i özetleyelim;

“Sırf satış, sırf gösteriş, sırf  reklâm olsun diye, içinde bulunduğu zor ama gülünç durumu fark edemeyen biridir.”

“ Pek yakışıklıydı. Fek kibardı. Pek zengindi. Pek âlimdi. Pek edipti. Kimin nesi olduğunu kimse bilmiyordu. Ama herkes onu görünen şekline inanıyor, ihtiramda kusur etmiyordu.”

O “Yaşasın …!” diye nara attıkça herkes coşuyor, 20’den 100’e, 200’den milyona, derken milyonlara giden rakamların hiç bir anlamı kalmıyordu.

“Gösterişe, süse ve zenginliğe çok düşkündü. Her ay annesinin verdiği on beş lira ile kalemden aldığı iki bin beş yüz kuruştan başka on para bir geliri olmadığı halde, kendine bir zengin, bir milyoner süsü verir; tanıştıklarının hepsi de onu zengin tanırdı. Halbuki bunların hiç aslı yoktu. Yalnız büyük adamlara mensup görünmekle kalmaz; cesur, şair, edip, feylesof, âlim, derviş, pehlivan, tamburacı, damacı, filan görünürdü”.

“Herkesi inandırmakta son derece mahirdi. Çünkü görünmek caka satmak istediği şeyin aslına hiç ehemmiyet vermezdi. Onun ehemmiyet verdiği şey, yalnız öyle görünmekti. İşte bütün kuvvetini bu tarafa sarfettiği için muvaffak olurdu. Görünmek istediği şeylerden biri de zenginlikti.”

“- Ayol Ümmet-i Muhammedimin başında, yürümeğe böyle utanmıyor musun, Ahmet?” diyen annesine, verdiği cevap şöyledir:

-Affedersin anne! Benim adım Ahmet değil…’’

Efruz , hürriyeti nasıl ilân ettikleri hususunda ise, şu bilgileri verir:

“Bizim cemiyetimizin merkezi Patagonya’daydı . Fakat her sene kongremizi İstanbul’un tenha bir köşesinde Sulukule’de bir çingene evinin altındaki eşek ahırında yapardık. Düşündük taşandık, bizim istediğimiz kan dökülmeden hürriyeti elde etmekti. Ben bir proje yaptım. Sulukule’den ta Yıldız sarayına kadar bir tünel kazmak., Sonra bu tünelden geçtik bir gece müstebiti sarayının bir odasında yapayalnız yakaladım. Kafasını tabanca altına alarak hürriyeti ilân ettirdim…”

Aslında bu bilgilerin birer düzmece olduğuna kimse ihtimal vermeden dinlemektedir. Ancak, bir kişinin çıkıp da:

“-Kongrenizde on bin altı yüz aza olduğu anlaşılıyor. Bu kadar kişiyi içine alacak bir ahır Sulukule’de değil, İstanbul’da bile yok.” demesine karşılık, o şöyle cevap verir:

-Kongre için bütün âzânın toplanması icap etmez. On kişi, beş kişi, hatta iki kişi kâfi…

Diğerleri reylerini bunlara havale ederler.”

(Bu yazı 11 Ocak 2010 tarihinde yayımlanmıştır)

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
Reklam
İLGİLİ HABERLER