GazeteBalkan

Romanya’daki Türk İzleri -6

Romanya’daki Türk İzleri -6
07 Şubat 2017 - 11:44 'de eklendi ve 556 kez görüntülendi.

“OĞLUM, BİRİLERİNE DİZ ÇÖKECEKSEN, TÜRKLER’E ÇÖK…”

 

Bazen duyarım, çoğu Türkler için, “Ştefan da kimdir? Ne yaptı? Savaşları önemsizdir!”.. Öyle değil işte. Türklerle olan mücadelesi, az sayıda olmasına rağmen tam 47 yıl sürdü. Bu yüzden, saygı duymak gerek…

Anlatacağım efsane, Büyük Ştefan’ın efsanesidir. O dönemin şartları savaşları engelleyemiyordu. Bogdan’ın oğlu Büyük Ştefan, tam 47 yıl Moldova için Türklerle savaştı. Efsane gibi bir hayatın öyküsünü anlatmak isteyişimin sebebi, burada Türkler’in arasında, Büyük Ştefan lafı geldiğinde, ufak bir yanlış anlama olduğunu tespit ettim. Ştefan kimdi, ne yaptı ve oğluna olan vasiyeti neydi?

Buradaki Türkler bu vasiyet hakkında birşeyler biliyor ama doğru olanı bilmediklerinden dolayı, Ştefan’ın ölmeden önce bu konu hakkındaki konuşmasını sonlara doğru, açıklayacağım. Diğer yandan, Romenler’in takıntı haline getirdiği, Ştefan’ın kılıcı. “Bu kılıç niye hâlâ Türkiye’de, oraya nasıl ulaştı ve neden Türkiye bunu Romanya’ya iade etmiyor?” şeklindeki sorular hala gündemde…

Yıl 1457, Siret nehri kenarından Büyük Ştefan Moldova’ya giriyor. Yanında 6 bin kişi vardı. Bu adamları yanına veren kişi de Eflak Voyvodası’nın ta kendisydi. Bu 6 bin kişiyle babasının ölüm intikamını ve tahtını geriye alabilmişti. Polonya’lı Petru Aron’a karşı çıktı ve bunu yenerek, tahtta babasının yerini aldı.

Eh, kılıçla alınan taht, elbette yine kılıçla korunmalıydı. Böylece, 4 Nisan 1459’da, Polonya Kralı Cazimir ile barış anlaşması yapıyor. Barışa karşı da Büyük Ştefan tahtında kalacaktı ve Petru Aron’da Moldova’nın sınırlarını geçmeyecekti.

Aron, anlaşmayı dinlemedi ve Transilvanya sınırlarını geçti. Moldova’ya yaklaşıyordu besbelli. Bu sebepten dolayı, Ştefan, Chilia Kalesi’ne hücüm ediyor. Bu kale Moldova’nın kapısı gibiydi. Macarların eline bırakılamazdı.

İşin ilginç yanı Chilia Kalesi ve Beyaz Kale (Cetatea Alba), Türklere karşı en iyi korunma yöntemiydi. Bu kaleler

sınırdaydılar ve ticari alış verişlerden alınan gümrük parası, Moldova’nın kasasına büyük kazanç getirecekti.

1465’te Ştefan, Chilia Kalesi’ne kuvvet gücüyle el koyuyor. 1476’da ise, Sultan Mehmed yanında 150 bin kişiyle Süleyman’ın askerlerini öldüren Ştefan’nı yenmek için Moldova’ya doğru geliyordu.

Sultan Mehmed, Ştefan’ı tahtından uzaklaştırmak için, kardeşi zannedilen kişiyi de yanına aldı.  Sultan Mehmed buradaki en önemli kaleyi Stefan’ın elinden alamadı. Kısacası, 1484’te Sultan Bayazid, Ştefan için önemli olan bu iki kaleyi aldı. Bu andan itibaren Moldova tamamiyle Türklerin eline geçiyor ve burada uzun mu uzun süre kalıyorlar.

Büyük Ştefan, 20 yıl savaştan sonra, Türklere karşı gelemiyeceğini anlayınca, 1492’de Türklere yani II. Bayazid’e vergi ödüyordu. Ştefan, 1504’te ölüyor ama ölmeden önce, bir de vasiyet bırakıyordu.

Evet, sevgili okurlar geldik önemli noktaya. Küçük yanlış anlama demiştim, bu da vasiyetle ilgiliydi. Bakalım Ştefan’ın vasiyetinde, soylulara ve özellikle de oğluna söylediği sözler neydi?

“Sevgili soylular, ölmeden önce sizlerden ve ülkemden günah çıkartmam için sizi çağırdım. Size karşı kötü davranışlarım için üzgünüm, affola! Bana miras bırakılan köylüler ülkesi, sayemde, asker ülkesi haline geldi. Bu ülkeyi size emanet ediyorum. Türk bizden Moldova’yı paşalık yapmak için istedi. Polonyalılar kendilerine buradan ülke yapmak istedi. Macarlar da aynısı. Tatarlar Moldova’yı atları için, yemyeşil arazi olarak gördü ve istedi. Ama, başaramadılar. Şimdi size çok iyi korunan bir ülke bırakıyorum. Tuna’daki Chilia Kalesi ve Karadeniz’deki Beyaz Kale sınırımızda hançer gibi, Allah’sız gavurlar duruyor. Yaşlılığın getirdiği zayıflığa üzgünüm, sizlere parçalanmamış, dokunulmamış bir ülke bırakmak isterdim. Her hangi bir ülkenin sınırları kendine ait değilse, o zaman o ülkede daima kan akacaktır. Şimdi ben bu iki Kale için kan akıtıyorum. Mezarımda rahat uyumamı istiyorsanız bana bu iki sınırı asla unutmayacağınızın sözünü vermenizi istiyorum. Mümkün olan an geldiğinde, mutlaka harekete geçin ve bunları Moldova’ya geri kazandırın. Bizden çalınan sadece iki kale değil, tam tersi, Tuna’mız çalındı ve Karadeniz esir alındı. Moldova, Karadeniz olmadan yarım ülke halindedir. Bir çok kişi bizleri diz çökmüş olarak görmek istedi. Bir çok kişi de bizim “kurtarıcımız” olmak istedi. Türkler bizi Macarlar’dan, Macarlar ise Polonyalılardan, Polonyalılar da Türkler’den kurtaracaktı. Ama herkes başka işlerin peşindeyidiler. Türkler’e

ve kendilerine bizleri nasıl esir düşürecek olayların peşindeydiler. 47 yıldır, her gün ölmediğime şaşırıyordum.

Büyük Ştefan

Düşman bana iki kere diz çöktürttü: Chilia Kalesi ve Valea Alba’da. O, ölümümü değil, Moldova’nın ölümünü istiyordu. Şansım olduğunda, Moldova’nın şansı da oldu. İstediğim ülkeyi ellerinize bırakmadan önce, kimin eline bırakacağıma karar vermem hakkım. Mezarıma kan bulaşmasını istemem. That için, çocuklarımın, yeğenlerimin kız kardeşlerimin kavga etmesini istemem. Rahat ölmek istiyorum. Bu yüzden tacımı oğlum Bogdan’a bırakıyorum. (Tacı diz çükmüş oğlunun kafasına takıyor.)

Oğlum, bu taç, mücevherden değildir, tam tersi, dikenli bir taçtır. Birkaç nasihat vereceğim dikkatle dinle, dilersen, bunlara hiç kulak asma. Tacımı sana verdikten sonra ancak bu sözleri söyleyebiliyorum aksi takdirde bu sözleri emir gibi algılayacaktın. Moldova’yı yeri geldi sözlerle, yeri geldi kılıçla korudum. Bulanık dönemler yaşıyoruz. Her taraftan bu küçük Moldova’ya bakan iştahlı gözler var. Düşmanları da, komşulardır. Ülkelerini büyütmek için, Moldova’ya göz diktiler, bu ülkeyi kendilerine bir bölge yapacaklar. Polonyalılar ve Macarlar Tuna’nın ağızlarında rüya görüyorlar. Tatarlar acımadan, atlarına yem olsun diye kullanmaya hazırlar. Kazaklar, buraya kadar gelip, din için savaş ederler ama her seferinde Moldova’nın atlarıyla ve koyunlarıyla dönerler. Ruslar her taraftan komşuları sayesinde, kendilerini büyütmeye başladılar. Türk’te aynı, bu kadar dünya almış.

 

Ve siz soylular ve sen oğlum eğer bu ülkeyi ne pahasına olursa olsun koruyamıyacağınızı görürseniz, birinin eline bırakın. Ama bu herhangi birinin eline anlamına gelmiyor.  Eğer torunlarınızın dilinizi konuşmalarını istiyorsanız, değil Macar’a, değil Rus’a ya da Polonyalı’ya. Bunlar buraya gelirlerse, bir daha buradan gitmezler tam tersi buraya yapışıp, dilinizi de değiştirmeye kalkışırlar. Öyle gerçek bahaneler bulup, sizleri Rus milleti derler ve onların dili daha soylu bir dil diye işin içinden çıkamazsınız. Ve bütün bunların arasında bugün en büyük Türk’tür. Sizi özgür bilmek isterim. Ama özgürlüğünüzü koruyamıyacağınızı görürseniz eğer, -ağzım şimdi asla söylemek istemediğimi söyleyecek- o zaman, hayat boyu savaştığım Türkler’e diz çökün. Çünkü Türkler, yabancı yerlerden toprak satın almaz. Türkler Camii de inşaa etmezler. Dilinize ve dininize karışmazlar. Türkiye Moldova’dan uzak olduğu için, Türkiye hiçbir zaman başka milletler gibi, Moldova’ya taşınmak istemez. Türklere vergi ödeyeceksiniz ama fırsat ve kendinizde kuvvet bulduğunuzda, bu utanç verici

borçtan kurtulacaksınız. Eğer sözümü dinlerseniz mezarımda rahat uyurum. Çok yorgunum. Uyumaya gidiyorum. Kabuslar içinde uyumak istemem. Sizlere Voyvoda’dan çok, baba oldum bu da benim sizlerden son ricam.”

ŞTEFAN’IN KILICI

Evet, görüldüğü gibi, ülkesini korumak amacıyla son nasihatı “Türkler’i diğerlerden seçin” demesiydi. Bunu söylerken de çok sevdiğinden değil ama, oldukça saygılıydı. Bu yüzden, 47 yıldır savaşlarda dostu olan kılıcı Türkler’e hediye etmişti. Kötü ağızlar ise, bu kılıcın savaş ödülü olarak Türkler tarafından çalındığını söylüyor…

Dönemin Moldova Başbakanı Vladimir Vlat, kendisine dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hediye edilen Ştefan’ın kılıcının kopyasını öperek alırken. (Kılıç, Topkapı Sarayı Müzesi’nde 1/2676 envanter numarası ile kayıtlı olarak bulunmaktadır.)

Romanya’da da bu kılıç hakkında yeterli bilgi olmadığından keyifleri gibi yorum yaparlar hatta, bu konunun hassas yani, gurur meselesi haline gelen bu olayın arkası, hiç olmayan milliyetçilik duyguları uyandırıyor. Parantez içinde, diktatör Çavuşesku ailesi de bu Ştefan’ı severdi ve ona hakaret ettiklerini farkında bile değillerdi.  Kendi egolarını tatmin etmek için, bir ressamdan, Ştefan’ın Voyva’da ile şampanya içerken resim çizmesini istediler. Yani tarihten gelmiş kahraman güya, başka kahramanları selamlıyormuş. Komiklikten başka birşey değil ama bu diktator ailenin milliyetçi duyguları da vardı. Milliyetçiliği bu şekilde görüyorlardı, ne diyelim. Bu komik resimi de, yazıma ekliyorum.

Evet, parantezi kapattım, Ştefan cel Mare (Büyük Ştefan)’ın kılıcı hala İstanbul’daki Topkapı Müzesi’nde. Romenler de Türk otoritelerin buraya getirdikleri bir kopyasıyla yetinmek zorundalar diyeceğim ama, pek öyle de değil. Hoşlarına gitmiyor desem daha uygun olur. 47 yıl Türkler’e karşı savaşmış ve onlara saygı uyyandırmış olan Ştefan’ın mezarı Moldova taraflarında, Putna Manastırı’nda bulunuyor. Bir de kılıcı yanında  olsa…!

<